15 Şubat 2017 Çarşamba

Gitmedim, gelmedim












- Aralıklı olsa da paylaşım devam edecektir. Yeni blogumda muhabbet sürüyor.


Blog: arenbahadiroglu.blogspot
İnstagram: @aren_bahadiroglu
Twitter: @arenbahadiroglu

18 Ocak 2017 Çarşamba

Yarım yalamak,

Ses, koku, kelime, zarafet, renk..
Aslında yaşama devam etmek için bunlar yeterli kelimelerim olabilir.  Bilhassa tutkum da üzerimde pek tabii. Fakat bir türlü yıldızımızın barışmadığı yaşamı göğsümde hissedemiyorum. Sahil yerleşiminde bir moruk deyivermişti 'Yaşama devam ettiğini mi sanıyorsun bire.'  Kırk dakika dolu dizgin bir konuşma, tezlerimizi çarpıştırıyor. Sinirlerimize değdiğinde ise küfrediyorduk. Sevmiştim bu buruşuk ahbabı. Yaşamı bu denli anlayıp yapacak bir şeyimin olmaması da biraz sinirlerimi bozmuyor değil. Yaşamı o kadar anladığımı hissediyorum ki yaşam hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Birazdan kalkacağım yatağımdan, yüzüme su vuracağım, montumu omuzlarıma kondurup merdivenlerden bırakacağım kendimi. Bir ekmek alacağım, bir chester, belki biraz peynir, olası bir zeytin de sonradan girebilir listeye. Ev sakinleri kapılarına bıraktığı çöpleri izleye izleye tam tamına dört kat iniyorum. Gökdelen. Kapıcı toplayacak. Çünkü bunun için para alıyor. Çünkü ev sakinleri meşgul. Çöp atacak vakitleri olsa atmazlar mı sanıyorsunuz! Hava soğuk. hava çok soğuk. Lanet olası bu buz köyüne nerden geldiğimi bilmiyorum. Tam da şimdi, şuan cebimi yokladığımda üzerime almadığım para beni ne kadar delirtebilir. Bardağım dolu olsa -ki bilmiyorum ne durumda olduğunu- bu küçük sahne onlarca direndiğim sahnenin amına koyabilir mi. Bir nokta bu kadar boktan bir an'a yaraşır mı. Buldum! Montumun iç cebinde bulduğum 20 Amerikan doları rahatlattı. Elbette dalga geçiyorum, yirmi Amerikan dolarım olsaydı şu sistematik kan ve pislik  akan ülkemde zengin oluverirdim. Dörde kafa atan birkaç doları kim istemez. Neyse bir türlü boğulmadığımız kardeş kanını içmeye devam bugün o, yarın ben, ertesi gün sen..
İsteklerimi aradığımda aradığınız numara bulunmamaktadır diyor biri. Ne istediğimi bilmiyorum. İstediklerimi ise ne kadar istediğimi bilmiyorum. Vazgeçmek bu kadar ip ucunda bir eyleme dönüştü benim için. Kim bilir belki de çok vakit geçti yeminlerden, ve çok söz bitti başlayacağı yerden. Belki de yolumuz bitti biz yürümek istedik. Veyahut asfalt tabanlarımız yerine zihnimizi yaktı, zehri bilincimizi tattı. 

10 Kasım 2016 Perşembe

miskin adamın boktan notları,













İnsansızlık içimdeki hayvanları öyle azdırdı ki zapt edemiyorum. Ne ara yuvarlandığımı bilmediğim bu çukurda üç beş kendini bilmez kaygıların oyununa geliyorum, ahmak değilim dostlarım. Sadece bunlar fazla sahiciler. Kaygılarımı törpülerken kaybettiğim zaman, gerçekliğim yüzünden. Aslında çıkmazlarımı tıka basa kendimle doldurmuşum. Kendi pencerelerimi çatlatmış, kendi sokaklarımda isyan çıkarmışım. Sergilediğim anarşistliğin nedenlerini sırtıma kaftan yapmışım. Kendimi kurtarmak için kendimi geçmem lazımmış. Pek ala bir çoğumuz kırık ve yalnızız. Ve bizler hemen ensemizde kronik bir yalnızlık hastalığının pençesinden muzdarip olmamıza rağmen anlaşılmayı istenmeyen kişilikler yarattık kendimize. Kazandık sandık ya da çok fiyakalı kaybedenlerden olduğumuzu iddia ettik. Zaten tüm mesele de buydu, değil mi? Kazanmak veya kaybetmek. Ben bunu reddediyorum. (Syf.38)

3 Kasım 2016 Perşembe

Leyla'dan Sonra -4















Neredesin Leyla, kaldırmadığım taş, dökmediğim yaş kalmadı.

Bir gece aldı seni, bir gece aldı beni. 
Tanrı bir gecede kesti cezamızı. 
Ellerimi açıp seni dilenmek yerine, boğazına yapıştım.
Canına okudum haddimin ötesinde, 
öldüremedim Leyla, çok korktum..
Bilirsin hep bir terstim, hep bir asi, saçlarımı karışladığında ise çocuk.

Öldüremedim, öldüremedim, çok korktum Leyla. 
Seni dileyecek bir Tanrımın kalmamasından korktum. 


Bugün bir otobüse bindim Leyla, tıklım tıklım.
İzledim öylece, birer ikişer inenler, boşalan koltuklar, şehrin ayrı yerlerine dağılan insanlar..
Karşımda oturan morukla bir ben kalmıştık, son duraktı Leyla, son.
Moruk ayağa kalktı bastonunu önüne katarak, bir omuzla yere serdim,
önce ben inmeliydim Leyla, arkada kalmamalıydım. 
Yalnızlığım ete kemiğe büründü Leyla, en az benim kadar sahici.
Çoğu zaman kendimi bir köşede bırakıp, onu yaşıyorum. 
Bazen onu mu yoksa kendimi mi oynadığımın farkında bile olmuyorum. 
Her şey çok karıştı Leyla, çayıma artık şeker atıyorum.
Damağımda acı bir aroma, geçmek bilmeyen bir zehir var ağzımda.
Gül reçeli ağzından öpsem de, geçse tüm bu küllük bakışlarım. 
Seni görmeyen gözlerimin halini bir bilsen. 
Gözüm kara, katarakt oluyorum Leyla, gözüm hiçbir şeyi görmüyor.
Midem de almıyor artık, ne yaşam cazip geliyor ne de ölüm yakın.
Arada bir yere sandalye çekmişim de bekliyorum. Sadece bekliyorum şu amına koduğumun dünyasında.


Sahi sen neredesin,
sana açılan bir pencerem yok, olsa da bir papatya uzatsam,
kokusu sen, ölümü ben olsam.
Buralar hücre Leyla, güneşin değmediği gökyüzünün uzanamadığı..
Bir hücrede her hücrem sana seferber, fakat sen yoksun Leyla.
Seferden dönen umutlarım belimi büküyor, yorgun düşüyorum 
bir boka yaramıyor zaman, birikmiş intiharlarım var gidemiyorum Leyla.
Bir gece aldı seni, bir gece aldı bizi.
Bir gece almıyor beni.










29 Ekim 2016 Cumartesi

Sadist gecede delikanlılar,

00.50

Sokağı alt ederken bir moruğun yorgun adımlarıyla, üç kişinin gölgesi sırtıma düşüyordu. Gece sokağa düşmüş, sokaklar yalnızlığa. Muhtemelen şu dönüşte kıstıracaklardı. Her şeyin bilincinde olup olacakları önlemeye dahi yeltenmeden kendimi sahnenin acısına bırakacaktım. Boynuma giren sarı delikanlı beni yere kapaklamıştı, tekmeler vücudumda patlıyordu. Hala yüzümü ve karnımı neden kapattığımı bilmiyorum. Sokağın buza çalan betonunda bir genç evire çevire dövülüyordu. Neden sorusu bu gece de cevabını bulamıcaktı. Kaybedecek salt bir canımın kalması sakinliğimi dinç tutuyor, darbeleri sırtımdaki kulunca denk getirmeye çalışıyordum. En azından bir işe yaramalıydı tüm bu olanlar.

28 Ekim 2016 Cuma

altmışdördüncü basamak,

Saat 23.44



Zaman zihnimi yıllar öncesinde terk etmiş olmalıydı. Düzen dediğimiz stabil yaşam ise peşime düşmeye dahi yeltenmemişti. Bu altmışdördüncü basamak, az kaldı. Elimdeki fil anahtarlık, ucunda bir kilit. Eve giriyorum. Yuvasına giren anahtarı iki tur çevirdikten sonra kapının dili atıyor. Bu. İşte bu koca boktan bir karanlık. Anahtarı kapının diğer yüzüne yerleştirirken topuğumla kapıyı çarptım. Işığı açmaya yeltendim, sonrasında hemen toparladım, dizginledim hamlemi. Görmemeliydim aydınlıktaki yalnızlığın tonunu. Bir öksürük yapıştı boğazıma. Ah! Tanrım bu yankı zihnimi kesiyordu, bu boşluğun yankısı kulaklarıma asılan asabi bir babadan daha sancılı. Çeketimi astım vestiyere, düştü. Aslında her şey bir düştü. Tüm gerçeklik bir düş tü de, asıl gerçek şu evimdeki hazmedemediğim tiksindirici sessizlikti. Bir plağını taktım Tom'un, duvarıma geçirdi birkaç fıçı şarapla harmanlanan sesini. Dolaptan kaptım yarım bir bira. Oturdum yatağın köşesine, karşımda domuz gibi ölüme meydan okuyordu. Ben de canıma. Birilerini bekliyor, birilerini uğurluyordum. Oyun aynıydı, kaybetmekti. Kaybetmiştik.